13 Eylül 2011 Salı

Altın ve Elmas Üreten Türkler

Metalurji ve Malzeme Mühendisliği

İnsanlık tarihini taş devrinden tunç devrine, oradan da demir devrine ulaştıran Metalurji "sanat"ı, bugün temel bilimlere dayalı ve çağdaş medeniyetin kuruluş ve gelişmesine büyük katkıları olan Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mesleği adı altında bilimsel ve teknolojik bakımdan geniş bir alanı kapsar hale gelmiştir.
Tarihi açıdan metal, önceleri doğal halinde kullanılmış ve bu da nabit metallerin şekillendirilmesiyle mümkün olmuştur. İlk kullanılan nabit metaller, bakır ve altındır. Metalurjinin tarihi ile Anadolu medeniyetlerinin tarihsel gelişimi neredeyse özdeştir. Arkeolojik bulgular, bakır üretiminin ilk kez Anadolu ve İran topraklarında başladığını göstermektedir. Bakırı işlemek suretiyle, mızraklar ve çeşitli silahlar yapan insanoğlu daha sonraki yıllarda bakır ve kalayı karıştırarak bakırdan daha sert bir alaşım elde etmiştir. Anadolu'da kalay bulunmadığı için Hititler, bakır ile arseniği alaşımlandırmak suretiyle yeni bir alaşım bulmuşlar ve bu gelişmeler de tunç çağının başlangıcına yol açmıştır. Aynı şekilde ilk demir üretimi de M.Ö. 1500 yıllarında yine Anadolu'da gerçekleşmiştir.

Triboloji

Tekerleğin icadından önce ağır yükleri silindirik kalaslar üzerinde kaydırarak bir yerden bir yere taşıyan insanlık, bu kalasları ıslatarak sürtünmenin ve aşınmanın önüne geçme konusunda ilk adımları atmıştır. Tekerleğin M.Ö. 3000'li yıllarda Sümerler tarafından keşfiyle beraber insanlık dönel elemanların yataklama ve bu yataklardaki aşınma problemleriyle tanışmış ve bunlara hal çareleri aramaya koyulmuştur.
Ortaçağda İtalyan mimar ve mühendis Leonardo da Vinci (1452-1519), Fransız fizikçiler AmontonsCoulomb (1736-1806), mekanik ile ilgili çalışmalarda bulunmuşlardır. Coulomb sürtünme konusunda bugün de geçerliliğini koruyan sürtünme kanunu'nu ortaya koymuştur. Sıvı sürtünmesi konusunda Newton (1643-1727), Poiseuille (1799-1869), Hagen (1797-1884), Stokes (1819-1903), ReynoldsTriboloji biliminin temelini atmışlardır. (1663-1705) ve (1842-1912) araştırmalar yapmışlar ve bugünkü
Alman makine mühendisi Richard Stribeck (1861-1950), kaymalı yataklar üzerinde yaptığı deneylerde sürtünmeye etki edebilecek bütün değerleri sabit tutmuş, devir sayısını ve buna bağlı olarak çevresel hızı değiştirerek bugün Stribeck eğrisi olarak bilinen eğriyi elde etmiştir.
Son yıllarda Türk mühendis Ali Erdemir'in çalışmaları dünyada yankı uyandırmaktadır. Erdemir, R&D ödülünü daha önce 1991 yılında, borik asidin motor ve makinelerde sürtünme ve aşınma özelliğini bularak, 1998 yılında ise geliştirdiği atom karbon bir film kaplama ile sürtünme katsayısını sıfıra indirerek kazanmıştı. Son olarak nanoteknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşu ile R&D ödülünü 2003 yılında 3. kez kazandı.

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ METALURJİ VE MALZEME MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ

Professor Mehmet Sarikaya's Group

Çağdaş simyacılar! Prof. Mehmet Sarıkaya ve Prof. Candan Tamerler altın üretti!

Ali Erdemir

prof. dr. ali erdemir, video

Triboloji

Doğanın Tasarımı (National Geographic Türkiye)

MERCEK


Kutu balığının şeklinde modern tasarım için bir ders gizli. Düşük sürtünme kuvveti sayesinde, saniyede kendi beden uzunluğunun altı katına varan hızlarda yüzüyor; kabuğunun kenarlarındaki, teknelerin karinasına benzeyen çıkıntılarla denge sağlıyor.
 Kutu balığının, suyun direncini şaşırtıcı derecede azaltan biçimi Mercedes-Benz'in "biyonik" arabasına esin kaynağı oldu. Stuttgart'taki bir tesiste rüzgâr tüneli testleri sırasında üzerinden geçen buhar dalgaları, otomobilin -bir litre yakıtla 30 kilometre gitmesini sağlayabilen- aerodinamiğini gözler önüne seriyor.

Balina gibi yüzgeçleri, kertenkele gibi bir derisi, güve gibi gözleri olan nedir? Mühendisliğin geleceği.
Yazı: Tom Mueller
Fotoğraflar: Robert Clark

  Aylardan şubat, yaz ortası, havada tek bir bulut yok... Evrim biyoloğu Andrew Parker, Avustralya kırsalında, Alice Springs'in hemen güneyindeki kızgın kızıl kumların üzerinde diz çöküyor ve "dikenli şeytan"ın (Moloch horridus) sağ arka bacağını su kabının içine batırıyor. Bu sanıldığı kadar tehlikeli bir iş değil: Üstü sivri dikenlerle kaplı olsa da kertenkelenin boyu –kafası hariç– sadece iki santim.Ve Parker'a öyle endişe dolu gözlerle bakıyor ki, annesini kaybetmiş bir bebek dinozoru andırıyor. Dünyanın en zehirli yılanlarına –zehrinin 30 gramı ile yüz kişiyi öldürebilen Oxyuranus microlepidotus ve tehlikesi adından belli olan "çöl ölümü" (Acanthophis pyrrhus)– ev sahipliği yapan bu sert çevre koşullarında yaşayan bir hayvan için oldukça sevimli bir görünümü var. Burada coğrafyanın kendisi de bir o kadar sert; rüzgâr, akasya ağaçlarının arasında en üst dereceye ayarlanmış bir saç kurutma makinesi gibi üfürürken, güneş de üç kat büyük görünüyor. Ve tüm bunlar size, burada, dünyanın üzerinde insan yaşayan en kurak kıtasının bu en kurak bölgesinde, bir sonraki içeceğinizi nereden temin edeceğinize ilişkin bir planınız olması gerektiğini sürekli hatırlatıyor.
Dikenli şeytan ise bunu zaten biliyor. Üstelik öyle etkileyici ve kendinden emin ki, Parker'ı –yılan sokmasını ve başına güneş geçmesini bile unutturacak kadar– büyülüyor. "Bakın, bakın!" diye haykırıyor heyecanla. "Sırtı su içinde kaldı!" Gerçekten de 30 saniye sonra kaptaki su, kertenkelenin bacakları boyunca ilerleyip, dikenli derisi üzerinde ışıldıyor. Birkaç saniye içinde su ağzına ulaşıyor ve kertenkele halinden memnun, ağzını şapırdatmaya başlıyor. Bu kertenkele kelimenin tam anlamıyla ayaklarıyla su içiyor. Daha fazla zamanı olsa dikenli şeytan aynı numarayı bir parça nemli kum üzerinde de yapabilir. Bu, çölde çok ciddi bir rekabet avantajı.
Andrew Parker buraya, kertenkelenin bu işi tam olarak nasıl başardığını keşfetmek için gelmiş. Ama biyolojiye olan merakından değil, kafasında somut bir hedef var: "Dikenli şeytan"dan esinlenerek, insanlara çölde hayat kurtarıcı olan suyu sağlayacak bir cihaz yapmak.
Kumral, dalgalı saçları ve geniş kenarlı beyaz bir şapkası olan ince yapılı İngiliz akademisyen Parker, dikenli şeytanın suyu çekişinin sırrını daha iyi anlayabilmek için damlalıklarla, renk renk pudrayla ve sisleme cihazlarıyla uğraşıyor. Durup durup, İngiliz akademisyenlerin o tipik yumuşak ve melodik şaşırma ve memnuniyet ifadelerini kullanıyor. "Su inanılmaz hızlı dağılıyor!" diyor; elindeki damlalıktan damlayan sular kertenkelenin sırtına damladığı anda sanki bir hokus pokusla kayboluyor. "Derisi sandığımdan çok daha hidrofobik. Suyu ağzına yönlendiren gizli kılcal damarlar olabilir." Son deneyini tamamladıktan sonra ekipmanımızı toplayıp, dört çekerimize atlıyoruz. Biz giderken kertenkele de belli belirsiz bir mahsunlukla arkamızdan bakıyor. Parker, kamp alanına dönerken, arabada bana, "Bu şeytanı doğal ortamında –kumun dokusu, gölge miktarı ve ışığın kalitesi ile– görmek, çevresine nasıl uyum sağladığını anlamak açısından çok önemli," diyor. "İşin makro kısmını bitirdik. Artık derinin mikroyapısını incelemeye hazırım."
Londra Doğa Tarihi Müzesi ve Sidney Üniversitesi'nde araştırmacı olan Parker, biyobenzetimin önde gelen savunucularından biri. Doğadaki tasarımları, mühendislik, madde bilimi, tıp ve diğer alanlardaki problemleri çözmek için uyguluyor. Kelebeklerin ve böceklerin yanardöner renklerini, güvelerin gözündeki yansımayı önleyici dokuyu incelemiş; bu araştırmalar, daha parlak cep telefonu ekranlarının yapımını ve –hangi şirketin desteklediğini bile söyleyemeyeceği kadar– gizli bir kalpazanlığı engelleyici tekniğin geliştirilmesini sağlamış. Doğanın geçmişinden de ilham alıyor: Varşova'daki (Polonya) bir müzede –bir kehribar içinde– sergilenen 45 milyon yıllık sineğin gözlerinde ışığın yansımasını azaltan mikroskobik yivler olduğunu fark etmiş. Ve bunlar da şimdi güneş panellerinde kullanılıyor. Parker'ın yaptığı iş, dünya çapında süren ve giderek güçlenen biyobenzetim hareketinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bath'taki (İngiltere) ve West Chester'daki (Pensilvanya, ABD) mühendisler, uçakların daha çevik hareket edebilmesini sağlayan kanatlar yapmak için kambur balinaların göğüs yüzgeçlerinin serbest kenarlarındaki yumruları inceliyor. Berlin'de, yırtıcı kuşların kanatlarındaki parmaksı uçma tüylerinden ilham alan mühendisler, havadayken biçim değiştirerek sürtünmeyi azaltan ve böylece yakıt verimliliğini artıran uçak kanatları geliştirmeye çalışıyor. Zimbabve'de mimarlar daha konforlu binalar yapabilmek için, termitlerin, tepemsi yuvalarında sıcaklık, nem ve havalandırmayı nasıl kontrol ettiğini anlamaya çalışırken, Japon tıp araştırmacıları da sinir uyarımını en aza indiren sivrisinek iğnesindeki gibi –kenarlarında minik tırtıkları olan– derialtı iğneleri kullanarak enjeksiyon sırasında duyulan acıyı azaltıyor.

Doğanın Tasarımlarını Taklit Etmek
Nora Gallagher 

Tukanların yüzüstü düşmemesi bir mucize gibi görünüyor; çünkü bu Güney Amerika kuşlarının çok büyük gagaları var. Bazı tukanlarda gaga uzunluğu 15 ila 23 santim arasında değişiyor, yani boyunun neredeyse üçte biri... Ama tukanlarda gaganın hem sağlam, hem de hafif olmasını sağlayacak ustalıklı bir tasarımı var. California Üniversitesi (San Diego, ABD) madde bilimi uzmanlarından Marc André Meyers, iki bölümlü yapısının araba kazalarına karşı koruma amacıyla uyarlanıp otomotiv ve havacılık sektörlerinde kullanılabileceği görüşünde.
Meyers, "Tukan gagaları güzel yapılardır," diyor. "Yüzeyi keratinden, yani tırnak ve saçtaki maddeden yapılmış. Ama dış katmanı katı bir yapıda değil. Aslında çatıdaki tahta kiremitler gibi üst üste binmiş ufak altıgen levhalar biçimindeki birçok katmandan oluşuyor. Kabuktan farklı olan iç kısım ise kemik yapılı. Küçük kirişlerden ve zarlardan oluşan hafif ama sıkı bir köpük biçiminde. Ve gaganın bazı alanlarının içi boş." Brezilya doğumlu olan Meyers, babasıyla ava çıktığı günlerden birinde bir tukan kafatası bulmuş. "Gaga çok sağlam ve hafifti; bu özellik yıllarca aklımın bir köşesinde kaldı" diyor. -John Eliot


BiyobenzetimNora Gallagher

Canlı organizmaların neredeyse tümü, içinde yaşadığı ortama benzersiz bir uyum sağlar. Bazılarının bunu çok iyi yapması uzmanları insanlara yönelik ürünlerde ve teknolojilerde doğal tasarımlarını örnek almak üzere incelemeye yöneltmiş bulunuyor. Biyobenzetim adı ile bilinen bu süreç, doğanın ve mühendisliğin buluştuğu kavşaktır.
Biyobenzetimin belki de en iyi örneği "cırtbant". İsviçreli bilim insanı George de Mestral 1948'de köpeğinin tüylerine yapışmış bir pıtrağı çıkarıp mikroskop altında inceledi. Pıtraktaki kancaların yapışkanlığından etkilenerek, bu tasarımdan hareketle iki parçalı bir kopça yarattı. Parçalardan birinin dikenli tohum kılıfındakine benzer sert kancaları var; diğerinde bulunan yumuşak ilmikler kancaların tutunmasını sağlıyor.
 
Kaynakça

Eliot, John. "Tukanın Gagası", National Geographic Türkiye (Aralık 2006).
Mueller, Tom. "Biyobenzetim", National Geographic Türkiye (Nisan 2008), 126-149.
 

Hekzagon

 

Tetractys

Triangular number

Pentagonal number

Hexagonal number

Hexagonal lattice

Hexagon

Polygonal Numbers and Pie

ATOMLAR ARASI BAĞ

BİRİM HÜCRELER

Hegzagonal Sıkı Paket Yapı (HSP)

Hekzagonal kafes sistemi, küre şeklindeki atomların en sıkı kafes sistemidir. En sıkı küreler arasında boşlukta, onlara temas eder ve yeniden en sıkı düzlemi meydana getirir.
Her bir en sıkı elementer hücrede 12*1/6+2*1/2+3=6 atom bulunur. Eğer iki basit hekzagonal kafes sistemi birbiri içine girmiş ise, yine en sıkı atom kafes sistemi doğar. Sıkı hekzagonal kafes  sistemli olan metaller ise: kadmiyum, magnezyum, çinko, ve titandır.

Close-packing of spheres

Kaliforniyum

Berilyum

Hafniyum

Magnezyum

Kadmiyum

Zirkonyum

Titanyum


6 Eylül 2011 Salı

Cahildim Dünyanın Rengine Kandım




Neşet Ertaş – Evvelim Sen Oldun

Cahildim dünyanın rengine kandım
Hayale aldandım boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım

Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Sözüm yok şu benden kırıldığına
İdip başka dala sarıldığıma
Gönülüm inanmıyor ayrıldığına

Gözyaşım sen oldun kahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin

Garibim can yıkıp gönül kırmadım
Senden ayrı ben bir mekan kurmadım
Daha bir gönüle ikrar vermedim

Batınım sen oldun zahirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin


21 Ağustos 2011 Pazar

Elipsoit


Elipsoit, ikinci dereceden bir yüzey olup, herhangi bir düzlemle arakesitleri elips olmaktadır. Asal eksenler adı verilen birbirine dik üç eksene göre ve bu eksenlerin kesim noktası olan merkeze göre simetrik bir şekil taşır. Orijinde bulunan merkez ve koordinat eksenleri boyunca alınan esas eksenlerine göre elipsoidin denklemi:
\frac{x^2}{a^2} + \frac{y^2}{b^2} + \frac{z^2}{c^2} = 1

a = b, veya b = c veya c = a ise yüzeye bir dönel elipsoit veya siferoit adı verilir. Bu bir elipsi büyük ve küçük ekseni etrafında döndürerek elde edilir. Birinci durumda proleit bir siferoit (football), ikinci durumda obleit (oblate) (basık) siferoit ortaya çıkar. a = b = c iken ortaya çıkan yüzey bir küredir.


15 Ağustos 2011 Pazartesi

...Çünkü müzik, tabiatta vardır... (Erkan Oğur)

"Müzik deşifre oldu. İnsanoğlu, müziği deşifre etti ve bir kenara koydu, insanın bugün yeni bir müzik yaratabilmesi için, gerçekten yaratma kabiliyetinin olması gerekir. Ama gerçek anlamda yaratma. Yani insani bir özellikle buraya ulaşılamaz artık. Söylenecek olan çoktan söylenmiş. Onun dışında biz müziği keşfediyoruz, yaratmıyoruz. Çünkü müzik, tabiatta vardır. Olan bir şeyi yaratamazsınız, icat edemezsiniz; keşfedersiniz. Tabiatta var olanı, olduğumuz yere taşıyoruz; keşfediyoruz. O orada duruyordu. Onu sen yaratmadın. Onu sen keşfettin."

"Şimdi rüzgarın ağacın dallarına değdiğinde yaprakların çıkardığı ses, kuşun öterken çıkardığı ses veya bir çocuğun ağlarken, gülerken çıkardığı sesler, bunlar. Bunun gibi şeyler. Yani neredeyse müzik olarak elimizde kalan bunlar var."

Röportaj: Eren Safi, Kılavuz, Sayı: 39, Haziran 2006, ss. 40-45.

İnsan değil ağaç olsam
Dallarımın arasından rüzgârlar esse,
Yapraklarım, çiçeklerim, meyvelerim olsa,
mevsimleri yaşasam.
Köklerimle toğrağın derinliklerine sarılsam,
kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar.
Böcekler, karıncalar yollansa içime,
çürütseler oralarımı.
Ballarım, sakızlarım olsa,
gövdeme bir insan yaslanıp uyusa...
Ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam.

Erkan Oğur

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Tensegrity Structures


Stabil bir ozdengeye sahip, cekme elemanlari butunu icerisinde sureksiz bir basma elemanlari kumesinden olusmus yapidir. buckminster fuller, bu yapi turu hakkinda “cekme denizinde kucuk basma adalari” benzetmesinde bulunmustur. esnekliklerinden dolayi geometrik nonlineer davranis gosterirler. uygulama alanlari arasinda uzay araclari, kuleler, kopruler, biyomekanik ve mikrocerrahi bulunmaktadir.
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=tensegrity+structures
http://www.youtube.com/watch?v=_c45stcmW08&feature=player_embedded

Biyoetik

20. yüzyıl sonlarından itibaren, felsefenin ve düşüncenin en önemli bölümlerinden ya da sorunlarından biri haline gelmiştir. Cünkü biyoloji ya da canlı bilimleri denilen alanlarda insan tavır ve davranışlarının ne olduğu, ne olacağı ve ne olması gerektiği konusunda önemli sorunlar belirmiş durumdadır.

Bilimlerdeki gelismeler cok sayıda alışılmadık durum meydana getirmekte ve belirli etik kararların alınmasında belirli bir özellik talep etmektedir. Biyoetiği doğuran bu özgül durumların çokluğu olmuştur. Aynı zamanda bu durum biyoetik alanında çok kapsamlı tartışmaları beraberinde getirmektedir. Yüzyıllardan beri süregelen etik tartışmalar, bu düzeyde yeni bir boyut kazanmış, disiplinlerarası bir niteliğe bürünerek, teknoloji, siyaset ve ahlakki meseleleri içeren bir kapsamda ortaya çıkmasına kaynaklık etmiştir.

Biyoetiğin alanları

Somut gelecekle ilgili doğrudan tartışmaları içerdiğinden dolayı, aynı zamanda felsefenin somut dünyayla kesişen önemli bir noktası haline gelmiştir; her ne kadar tartışmalar uzmanlar tarafından yürütülüyor olsa da biyoetik herkesi içine alan bir kapsama sahiptir. Biyoetik Uygulamalı etiğin bir kolu olarak görülür, cünkü, bir yandan direk ya da dolaylı olarak tüm canlı yaşamı ilgilendiren biyolojiyi kapsamakta, öte yandan da aynı anda burada ve bundan meydana gelen ahlaki, toplumsal ve politik konuları kapsamaktadır. Burada sorun sadece insan yaşamı olmadığından biyoetik, tıp etiğinden ayrılır ve onu da kapsayacak şekilde ele alınır. Gen teknolojisi, ilaç sanayi, klonlama, doğum, ölüm, ötenazi, insan deneyleri. öjeni, yapay üreme, kürtaj ve bunlarla birlikte canlılarla ilgili bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sonuçları, sınırları ve kullanım ilkeleri biyoetik'in belli başlı konu başlıklarıdır. Dolayısıyla biyoetik alanındaki konular tek başına bilimadamlarının, akademisyenlerin, hekjimlerin, siyasetcilerin, teknikerlerin, felsefecilerin ya da başka herhangi bir kesimin tek başına tekelinde olamayacak konulardır. Burada meseller artık bilinen tıp alanındaki etik meseler olmaktan çıkmış, hem tıbbi hem sosyal ve siyasal meselelerin merkezinde yer alan bir etik sorun durumuna gelmiştir. Sonuç olarak yetki ve sorumluluğa sahip olan yasakoyucu olmasına rağmen, biyoetik, şu sorular çercevesinde bir anlamda herkesi içine almaktadır.

Kaynak:

http://biyomuhendislik.com/

Kurilpa Köprüsü (Tensegrity)

Güneşten Enerji Üreten En Büyük Yaya Köprüsü: Kurilpa Bridge (Kurilpa Köprüsü) resmi olarak Dünya'nın en uzun yaya köprüsü.Maliyeti 63000000$ olan Kurilpa'dan haftada yaklaşık 37 bin insan geçiyor.Köprü 470 m uzunluğunda .Tam olarak 1050 insan köprünün inşaatında istihdam edilmiş.Köprünün üzerinde çok değişik ışıklandırma sistemleri mevcut ve çeversine güzel görüntüler sunuyor üstelik enerjisini de güneşten sağlıyor.
brisbane'de 4 ekim 2009'da acilmis koprudur. 23 kasim 2008'e kadar tank street bridge olarak adlandirilan kopru, bu tarihte isim yarismasinin kazanani olan "kurilpa bridge" adini almistir. tensegrity yapi turune olan ilginin artmakta oldugu gunumuzde, bu yapi turunun, estetik, verimli ve -her ne kadar henuz uzerinde uygulanmamis olsa da- aktif kontrole cok yatkin bir tensegrity yapi olarak landmark sifatini hak etmistir.
Kaynak:
http://www.facebook.com/note.php?note_id=154407921281396
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=kurilpa%20bridge

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi


Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi
(UNAM), Devlet Planlama Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent Üniversitesi dahilinde faaliyet göstermekte olan bir araştırma merkezidir.

2006 yılının başında başlayan UNAM-Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi Projesi’nin 1. Fazı zamanından bir yıl önce bitirilmiştir. Bu faz döneminde bina ve araştırma ekipmanına 28 Milyon TL yatırım yapılmıştır. 2006 yılı ortalarında başlayan ve 1,5 yılda bitirilen UNAM binası yaklaşık 9000 m2 kapalı alan üzerine kurulmuştur; içerisinde titreşim ve sıcaklık kontrollü 62 laboratuvar, konferans salonu ve ofisleri barındırmaktadır. 400 m2 temiz oda da 2009 yılı ortalarında faaliyete geçmiştir. 1. Faz döneminde alınan cihazların çoğu kurularak araştırma çalışmalarında kullanılmaya başlanmış, malzeme bilimi ve nanoteknoloji konusunda yüksek lisans ve doktora programları süreçlerine de dahil olan hidrojen depolama, karbon nanotüpler, spintronik silisyum nanoteller, fiber lazerler, silisyum nanokristaller konularında da önemli çalışmalar yapılmıştır. UNAM'a 2007'de TÜSİAD, 2008'de TÖV ve 2009'da TÜBİTAK tarafından bilim ve teknoloji ödülleri verilmiştir.

Misyonu [değiştir]

  • Türkiye'nin sanayi ürünlerinin rekabet gücünü ve katma değerini artırmak için gerekli olan nanoteknolojiyi oluşturmaya yönelik kamu ve özel sektöründen araştırmacılarla birlikte araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, prototipler geliştirmek.
  • Türkiye'nin gelecek dönemde ihtiyacı olan malzeme bilimi ve nanoteknoloji alanında uzmanlarını yetiştirmek.
  • Nanoteknolojide her türlü araştırma donanımına, bilimsel deneyim ve altyapıya sahip olan ulusal bir arastırma merkezini gerçekleştirmek, merkezin verimli bir şekilde yönetilmesini sağlamak. (Böyle merkezler bir çok ülkede araştırmacılara hizmet sunmaktadır)
  • UNAM'ı yurt dışında çalışan ve uluslararası üne sahip olan bilim adamlarımızın buluştukları bir platform haline gelmesini sağlamak.
  • Ulusal ve uluslararası ağlar yardımı ile çeşitli kuruluşlar arasında iletişim ve araştırma konularında koordinasyonu sağlamak, nanoteknolojideki gelişmelerden ilgili araştırmacıları ve kurumları bilgilendirmek.

Yapılan Çalışmalar [değiştir]

  • Biyomimetik Malzemeler
  • Fiber Lazer Geliştirilmesi ve Endüstri'de Kullanımı
  • Rejeneratif Tıp
  • Sürdürülebilir Teknolojiler
  • Nanomalzemeler
  • Biyosensörler
  • Biyoteknoloji
  • Güneş Enerjisinden Elektrik Üretilmesi
  • Nanoteknoloji tabanlı akıllı tekstil ürünleri.

DNA Nanoteknolojisi

M. C. Escher'in gravürü Derinlik Nadrian Seeman'a ilham vermiş, üç boyutlu DNA örgüleri ile zor kristalleşen moleküllerin dorultularını düzeltilebileceğini düşündürmüştür. Bu fikir, DNA nanoteknoloji sahasının başlangıcı olmuştur.

DNA nanoteknoloji kavramı 1980'li yılların başlarında Nadrian Seeman tarafından icat edilmiştir.[1] Bir kristalograf olan Seeman, bazı moleküllerin kristalleştirilmesini sağlayacak şartların bulunmasının tahmine ve tesadüflere dayalı olmasından yılmıştı. 1980'de, M. C. Escher'in Derinlik adlı gravürü ona ilham vermiş, üç boyutlu bir DNA örgüsünün (latisin), kristallenmesi amaçlanan molekülleri yönledirebileceğini farkettirmiştir.[2][3] 1991'de Seeman'ın laboratuvarı, DNA'dan oluşan bir kübün sentezi hakkındaki raporunu yayımladı. Seeman, nano-ölçekli bu ilk üç boyutlu cisim için 1995'te Feynman Nanoteknoloji Ödülünü almıştır. Nano-kübün ardından, DNA'dan yapılmış kesik oktahedron gelmiş ama anlaşılmıştır ki bu cisimler üç boyutlu bir örgü oluşturabilecek kadar rijit değildir.[1][2]

Seeman daha rijit olan "DX" motifini geliştirmiş ve 1988'de Erik Winfree ile birlikte iki boyutlu DX "karo"larından oluşan iki boyutlu örgülerin oluşturulmasını yayımlamıştır. Bu karolara dayalı yapıların bir diğer avantajı, DNA hesaplamasının gerşekleştirilme olanağını sağlamalarıydı. Winfree ve Paul Rothemund 2004'te bunu gösterdiler ve bunun için 2006'da Feynman Nanoteknoloji Ödülü'nü paylaştılar.[1][2]

Bu saha dallanmaya devam etmektedir. İlk DNA makinası (bir girdinin etkisiyle yapısını değiştiren bir yapısal motif) 1999'da gösterilmiştir. Nanomimari 1987'de Seeman tarafından önerilmiştir ve 2006'da bu sahanın ilk uygulamaları gösterilmiştir. Gene 2006'da Rothemund ilk DNA origami tekniği ile, herhangi bir şekle sahip katlanmış DNA moleküllerinin kolaylıkla oluşturulabileceğini göstermiştir. 2009'da Seeman üç boyutlu bir örgü (kafes) sentezini yayımlamıştır, bu amaçta çalışmaya başlamasından nerdeyse otuz yıl sonra.